9 Nisan 2017 Pazar

Bir simülasyon karakteri olarak bölümü bitirmek - 3; Aşırı olan üzerine

Daha önce gerçekliğin öznelliğinden ve idea' ların gerçeklikteki yansımalarının, ideal olanın bir indirgenmesinden öte olamayacağından dem vurmuştum. Varoluşunuzun dışa vurumu eğer olduğunuzdan daha az olmaktan kendini kurtaramayacaksa, kendinizi ve size has olanı tam anlamıyla nasıl ortaya koyarsınız? Aşırılıkla.
 Normal bir izdüşüm için aşırı miktarda oluş gerektiren yüzeysel gerçekliğe ancak aşırılığın kendisi derin bir dışa vurum gerçekleştirebilir. Eğer standart üstü bir ahlakınız varsa, ancak erdemde aşırıya kaçarak bu ahlakın yansımasının standartların üstünde olduğundan emin olabilirsiniz. Eğer parlak bir zekaya sahipseniz, zekanızın gerçeklikte filizlenebilmesini sağlamak adına bir dehaya dönüşmeniz gerekecektir. Oluşum, verimsiz işleyen bir süreçtir; olması gerekenin tam manasıyla oluşundan ancak olması gerekenden çok daha uçlarda var olarak emin olabilirsiniz.
 Ancak aşırı dediğimiz, varoluşun dokusunu bozacak denli keskin bir noktaya ulaştığı vakit işin rengi değişmektedir. Varoluşu naylon bir poşete benzetecek olursak, bir jilet misali ne denli aşırılığı bünyenizde barındırırsanız; varlığınız gerçekliği ve varoluşu o denli yıpratacak ve hatta bir noktadan sonra paramparça edecektir ve bu durum da naylon bir poşet dışında benliğinin sürdürebilirliğini idame ettiremeyen bünyelerin kıyameti olarak vuku bulacaktır.
 Yaşamın en keskin hazları ve acıları, sizi uçurumun kenarında kollarını açmış bir vaziyette en uçlara, aşırı olana çağırır. Birkaç isim fısıldanır kulağınıza; onların gözyaşlarıyla en ucun ucuna gidesiniz diye ve kendinizi yapılandırmak niyetiyle attığınız ilk adımın sizi götürdüğü yolun sonunda kendi kumdan kalenizi yıkacak o dalga yine -ve daima- siz olasınız diye.
 Yaşamda lineer bir izlence göremiyorum, tek gördüğüm kendini sürekli ve ezelden beri tekrar etmekte olan tek bir döngü ve ben bu döngünün başladığı (aynı zamanda bittiği) noktadaki çatlakları yeni yeni fark ediyorum. Aşırının dehlizlerindeki tabiatımla, çok ötede yeni bir aşırılığın kokusunu alıyorum ve okuduğum kitaplardan, kulağıma fısıldananlardan, hissettiğim tüm güzel ve acınası duygulardan toparladığım ne kadar isim varsa elimde bu sularda boğulmuş olan, ilk adımımı her birinin gözyaşlarıyla topyekün donanmış bir vaziyetle atıyorum. Böylece gerçekliğin çarpık aynasının karşısına geçtiğim vakit geldiğinde karşımda aşırılığı tek bir vücut olarak görebilmeyi ümit ediyorum.
exit();

2 Nisan 2017 Pazar

Bir simülasyon karakteri olarak bölümü bitirmek - 2; İdealin izdüşümü üzerine

 Bir önceki yazıda gerçekliğin gözlemciye has bir olgu olduğundan bahsetmiştim, hatta bu vesileyle olgunun tabiatına aykırı bir meta-olgu olduğundan. Bu da bizim kendi zihnimizde yapılandırdığımız bir ideal benlik ve bu benliğe üstünkörü tepiştirme mücadelesi verdiğimiz alt boyutlarından oluşmakta.
 Diziler, filmler izliyor; Sabahattin Ali' ler, Turgut Uyar' lar, Cemal Süreya' lar okuyorsunuz ve zihninizin dehlizlerinde bir "aşk" idealizmi beliriveriyor, neredeyse kaçınılmaz bir çıktı.

"(Hizmet içi) eğitim şart babacım"

 Felsefe okur-yazarları için işler biraz daha çirkinleşiyor; Kant' ın ahlakçılığı, Nietzche, Hegel, Heidegger, Sartre, Camus' ların erdemi, tüm hatlarıyla istemi, varoluşu ve absürd olanı tepetaklak masaya yatırdığı metinlerde ideali en uçlarda arıyorsunuz ve ideale elinizi uzattığınız vakit de kendinizi aramanız gerekiyor; nihayetinde bu keskin idealleri sindirmekten bitap düşme raddesine gelmiş zihninizi taşıyan beyniniz de glikozla, en iyi ihtimalle ketonla besleniyor. Belki de bu "asil" düşünceleriniz beyninizde yer edebilmek için gerekli yakıtı, ağzınızda bir o yana bir bu yana yuvarladığınız damla sakızlı lolipoptan alıyor.
"Çakmağı bi uzatsana"

  Halen besin zincirinin -her ne kadar en üstünde olsa da- mütevazi birer üyesi olarak bizler, bazen boyumuzu aşacak denli yüce fikirlere kapılıyoruz. Hele ki boyumuz biraz uzunca olursa, işte bu sefer etrafımızdakiler de bizimle beraber ilk düşünce dalgasının yarattığı taşkında boğuluveriyor. Nitekim ideal olanın yağmurları altında, gerçekliğin uzlaşısı barajlarımızın engin yapılandırılmamış olması nedeniyle bu tasarım damlalarını ciğerlerimize yağdırmak durumunda kaldığımızdan nefeslerimiz tükenmiş bir şekilde kendimizi ve diğerlerini kurtarma mücadelesi içerisinde düşüncelerimizin keskinliğini törpülemesi, yangınlarını dindirmesi ve kanamasını durdurması için yine daha önce düşüncelerimiz vasıtasıyla yermiş bulunduğumuz güçlerden yardım dilenmek durumunda kalıyoruz. Ancak ne sesimiz duyulacak, ne de göz yaşlarımız fark edilebilecektir; bilakis kurtuluşu böylesicesine düşlerken dahi imgelem okyanusunda topyekün boğulmaktan kendimizi alamamaktayız.
"Aha tam burası boy"

 Var olma riski altında bulunan her oluş, düşünce ve dışa vurumun var oldukları andan itibaren nihai ortak kaderi olan yozlaşma, bir kızılcıklı veba misali bizi bu karmaşadan kurtarsın diye inanmadığımız tanrılara, kabul olmayacağını bildiğimiz dualar ederken bulduğumuzda ise kendimizi, bu sefer burada da varoluş spektrumunun diğer bir negatif kutbunun göz bebeklerinin içine bakarken buluyoruz; aşırı olanın gece karası göz bebeklerinin içine.

Â. Blogger tarafından desteklenmektedir.