5 Ekim 2017 Perşembe

En dibi arzulamak - 1; Yıkıcı duygulara duyulan özlem üzerine

Yine bir gecenin arefesinde, klavyemin başındayım. Yeni bir yazı dizisinde, eski bir özlemden bahsetmek üzre.
İnsan kendini mahveden şeyin esiridir derim. Bu yüzden sever, bu yüzden zil zurna sarhoş olur, bu yüzden öfke nöbetleri geçirir, bu yüzden mutluluk göz yaşları döker insan dediğimiz varlık. Duyguların sarhoş eden tabiatında kendini kaybetmek adına gözleri kuruyana kadar ağlayıp kısmi yüz felci geçirene kadar güler insan.
Temel duyguları hissediyorum bazen; mutluluk, hüzün, öfke, istenç. Ancak bazen, bunlar görünür ışık spektrumunda olduğu gibi birbirine karıştığı vakit, adlandıramadığım renklere büründüklerinde durum farklılaşıyor biraz. Yaşadığımı, bir insan olduğumu anımsıyorum bu vişne çürüğüne kaçan öfke ve sevgimin karışımında. İstemsiz bir şekilde biraz yokluk siyahıyla bulandırdığım her hissiyat beni başladığım yere götürmekte; yıkıcılığa.
Esaslı bir yapım, topyekun bir yıkımı da beraberinde getirir. Yaratıcılık zihinsel bir lütuftan öte, karşı-konulmaz bir istemin nabzı misali şakaklarda duyumsanan duygusal bir vahşettir benim gözümde. Yapmak, halihazırda yapılmış olandan bir öç alma istemidir. Eyleme dökülmüş bir diktedir, doğan güneş kadar somuttur, eski çürük heykelleri yıkıp daha büyük, daha güzel yeni heykeller dikmektir.
En yüce yaratıcı ise yıkılamayacak bir yaratım ortaya koymak adına en büyük yıkımı da ardınsıra sürükleyen kişi olacaktır. Zihnindeki entropiyi varoluşa mal edercesine, yürüdüğü yolu dahi her adımında yerle yeksan etmeden ne ilerleyebilir, ne attığı derin kahkasının mayasını yaslar, göz yaşları, sevgisizlikleri olmadan tutturabilir, ne de tüm renkleri yokluk karasına indirgemeden tuvaline işleyebilir.
İnsan yapmak için yıkar ancak yıkmak için yapamaz öyle kolay, yaratıcı insan ise yıkımı kendi yapıtlarıyla sağlayacak kadar kendinden geçmiş mağrur bir çılgından öte bir şey değildir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Â. Blogger tarafından desteklenmektedir.