2 Nisan 2017 Pazar

Bir simülasyon karakteri olarak bölümü bitirmek - 2; İdealin izdüşümü üzerine

 Bir önceki yazıda gerçekliğin gözlemciye has bir olgu olduğundan bahsetmiştim, hatta bu vesileyle olgunun tabiatına aykırı bir meta-olgu olduğundan. Bu da bizim kendi zihnimizde yapılandırdığımız bir ideal benlik ve bu benliğe üstünkörü tepiştirme mücadelesi verdiğimiz alt boyutlarından oluşmakta.
 Diziler, filmler izliyor; Sabahattin Ali' ler, Turgut Uyar' lar, Cemal Süreya' lar okuyorsunuz ve zihninizin dehlizlerinde bir "aşk" idealizmi beliriveriyor, neredeyse kaçınılmaz bir çıktı.

"(Hizmet içi) eğitim şart babacım"

 Felsefe okur-yazarları için işler biraz daha çirkinleşiyor; Kant' ın ahlakçılığı, Nietzche, Hegel, Heidegger, Sartre, Camus' ların erdemi, tüm hatlarıyla istemi, varoluşu ve absürd olanı tepetaklak masaya yatırdığı metinlerde ideali en uçlarda arıyorsunuz ve ideale elinizi uzattığınız vakit de kendinizi aramanız gerekiyor; nihayetinde bu keskin idealleri sindirmekten bitap düşme raddesine gelmiş zihninizi taşıyan beyniniz de glikozla, en iyi ihtimalle ketonla besleniyor. Belki de bu "asil" düşünceleriniz beyninizde yer edebilmek için gerekli yakıtı, ağzınızda bir o yana bir bu yana yuvarladığınız damla sakızlı lolipoptan alıyor.
"Çakmağı bi uzatsana"

  Halen besin zincirinin -her ne kadar en üstünde olsa da- mütevazi birer üyesi olarak bizler, bazen boyumuzu aşacak denli yüce fikirlere kapılıyoruz. Hele ki boyumuz biraz uzunca olursa, işte bu sefer etrafımızdakiler de bizimle beraber ilk düşünce dalgasının yarattığı taşkında boğuluveriyor. Nitekim ideal olanın yağmurları altında, gerçekliğin uzlaşısı barajlarımızın engin yapılandırılmamış olması nedeniyle bu tasarım damlalarını ciğerlerimize yağdırmak durumunda kaldığımızdan nefeslerimiz tükenmiş bir şekilde kendimizi ve diğerlerini kurtarma mücadelesi içerisinde düşüncelerimizin keskinliğini törpülemesi, yangınlarını dindirmesi ve kanamasını durdurması için yine daha önce düşüncelerimiz vasıtasıyla yermiş bulunduğumuz güçlerden yardım dilenmek durumunda kalıyoruz. Ancak ne sesimiz duyulacak, ne de göz yaşlarımız fark edilebilecektir; bilakis kurtuluşu böylesicesine düşlerken dahi imgelem okyanusunda topyekün boğulmaktan kendimizi alamamaktayız.
"Aha tam burası boy"

 Var olma riski altında bulunan her oluş, düşünce ve dışa vurumun var oldukları andan itibaren nihai ortak kaderi olan yozlaşma, bir kızılcıklı veba misali bizi bu karmaşadan kurtarsın diye inanmadığımız tanrılara, kabul olmayacağını bildiğimiz dualar ederken bulduğumuzda ise kendimizi, bu sefer burada da varoluş spektrumunun diğer bir negatif kutbunun göz bebeklerinin içine bakarken buluyoruz; aşırı olanın gece karası göz bebeklerinin içine.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Â. Blogger tarafından desteklenmektedir.